MERKEZ STRATEJİ ENSTİTÜSÜ
Güvenlik ve Savunma Çalışmaları

Güvenlik Kavram ve Terimleri

Devlet, Kırılganlık ve Başarısızlık Terim ve Kavramları Sözlüğü

 

Akrabacılık (Nepotizm): Nepotizm, İtalyanca nepotismo sözcüğünden gelmektedir. Sözcüğün Latince kökü nepos, erkek yeğen anlamını taşır. Nepotizm, Orta Çağ’da bekâret yemininden dolayı kendi oğulları olmayan papalar ve piskoposların, dini ve siyasi pozisyonlarını erkek yeğenlerine geçirmelerini tanımlamak için kullanılmıştır. O dönemlerde babadan oğula geçen unvanlar, imtiyazlar ve mallar papa ve piskoposlar tarafından erkek yeğenlere aktarılmıştır.

Sonrası yıllarda siyasiler ile kamu ve özel sektör yöneticilerinin yakın akrabalarını kayırması ve kritik görevlere getirmesi veya imtiyazlar sağlaması anlamında yaygın kullanım kazanmıştır. Siyasi nepotizm devlet yönetiminde hanedan ilişkileri yaratarak modern yönetimin altını oymaktadır. Siyasi nepotizm, siyasi partilerde de yaygındır. Eski politikacıların çocukları niteliklerinden ziyade babalarının mirası nedeniyle önemli pozisyonlar edinmektedir. Diğer taraftan medyanın gazeteci ve programcı gibi çalışanları kısa sürede siyasiler ve iş dünyası ile etkileşime geçerek gereğinden fazla güçlenmekte, bir çeşit hanedanlık kurarak kendi yerlerini yakınlarına devretmektedirler. Nepotizm her şekliyle liyakat, eşitlik ve açık rekabete dayanması gereken modern devlete ve demokrasiye zarar vermektedir.

Anokrasi (Anocracy): Anokrasi, kamusal gücün birbirleriyle mücadele hâlinde bulunan seçkinlerin arasında paylaşıldığı rejim tipini nitelemek için kullanılır. Afrika’daki savaş ağaları ve kabile liderleri arasında paylaşılan devletler tipik örneklerdir. Diğer taraftan anokrasi, otokrasi ile demokrasi arasındaki bağlantı yolu olarak kullanılır, geçiş rejimi de olabilir. Anokraside, devletin kurumsallaşamamasının sonucu olarak seçilmişler, varlıklarını sürdürebilmek ve gücü ellerinde tutabilmek için demokrasinin tüm fırsatlarını kendi çıkarlarına hizmet etmek üzere kullanırlar. Otokratik veya demokratik bir devlet anokratik bir devlete dönüşebilir. Diğer taraftan anokratik bir devlet de demokratik ve otokratik özellikler gösterebilir.

Aristokrasi (Aristocracy): Aristokrasi, aristos “mükemmel” ve kratos “güç” sözcüklerinden türetilmiş bir terim olup, en iyinin yönetimi anlamına gelmektedir. Aristokrasi ya da soylu erki, ekonomik, toplumsal ve siyasi gücün ayrıcalıklı ve genellikle soya bağlı küçük bir grubun elinde bulunduğu siyasi yönetim şeklidir. Aristokrasi terimi askeri cesaret ve liyakatin büyük bir erdem olarak görüldüğü Antik Çağ’da ilk kez Atina kent devletinde ordulara komuta eden genç vatandaşlar için kullanılmıştır. Kavram Antik Yunan geleneğinden Avrupa Orta Çağı’na geçmiş ve askeri liderlerden oluşan, verasete dayanan bu sınıf soylular sınıfı olmuştur. Avrupa’da aydınlanma dönemi ve Fransız İhtilaliyle birlikte aristokrasi önem kaybetmeye başlamıştır. Günümüzde artık yönetimsel bir fonksiyon taşımasa da başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde aristokratik unvanlar hâlâ varlığını sürdürmektedir.

Başarısız Devlet (Failed State): Bu terim uluslararası akademik çevrelerde ve politika yapıcı kuruluşlarda çelişkili olarak kullanılmaktadır. Zayıf performans gösteren ülkeler de başarısız olarak tanımlanmaktadır. Başarısız bir devlet, meşru kuvvet kullanımı üzerindeki tekelini ve/veya bir bölgenin fiziki olarak kontrolünün kaybına neden olan merkezi hükümet otoritesinin zayıflaması ile nitelenmektedir.

Barışı Destekleme Harekâtı (Peace Support Operations)Uluslararası barış ve güvenliğin korunması, çatışmaların ortaya çıkmadan önlenmesi veya durdurulması, barışın yeniden tesis edilmesi, bir ülkenin iç istikrarının sağlanması ve insanî yardım maksatlarıyla yapılan harekâttır. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından doğrudan veya vereceği yetkiyle icra edilir. Bu kapsama; bir veya birden fazla teşkilat üyesi tarafından tek başına veya koalisyon oluşturularak,  belirli bir süre için gözlemcilikten büyük çapta güç kullanılmasına kadar değişen bir yelpazedeki faaliyetler dâhil edilebilir. Kapsayıcı şemsiye bir kavramdır ve önleyici diplomasi, gözlem misyonu, önleyici konuşlanma, güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge tesisi, insani yardım harekâtı, barış yapma, barışı koruma, barışı zorlama ve barış inşasını içerebilir.

Barışı Koruma Harekâtı (Peacekeeping Operations): Barışı Koruma Harekâtı; bir barış antlaşmasının imzalanmasından sonra, uygulanmasını takip etmek, kolaylaştırmak ve diplomatik çabaları desteklemek amacıyla icra edilir. BM Antlaşması’nın 6’ncı Bölümü çerçevesinde, çatışan tüm tarafların rızası sağlanarak diplomatik girişimlerden askeri faaliyetlere kadar değişen uygulamaları içeren ve tarafsız olarak icra edilen askeri harekâttır. Barışı korumanın barışı zorlamadan üç temel farkı bulunmaktadır. Birincisi tarafların bu harekât için rıza göstermeleri, ikincisi meşru müdafaa dışında kuvvet kullanılmaması, üçüncüsü ise barışı koruma birliğinin hafif silahlarla, çoğu zaman ateşli silahlar taşımaksızın teşkil edilmesidir. Barışı koruma kuvvetinin daha ziyade sivil boyutu, barışı zorlama kuvvetinin ise askeri boyutu öndedir.

Barış İnşası (Peace Building): Çatışmaların sona ermesi ve ateşkesin imzalanmasını müteakip, çatışmanın nedenlerini ortadan kaldırmak, idari altyapı ve kurumları güçlendirmek suretiyle barış ortamını oluşturarak kalıcı bir barış antlaşmasının imzalanmasını sağlamak için, politik çözümleri kolaylaştırmayı amaçlayan politik, ekonomik, sosyal ve askeri tedbirleri destekleyen faaliyetlerdir. Uzun dönemli bir faaliyettir. Çatışmaların kök ve yapısal nedenlerini tespit ederek, eksikler üzerine odaklanmayı, devlet-toplum ilişkisini yeniden tesis etmeyi, devletin meşruiyet, otorite ve kamusal hizmet sağlama kapasitesini geliştirmeyi hedefler. Ulus inşası ile devlet inşasına benzeyen kapsamlı bir faaliyettir. Sıklıkla iki kavram yerine kullanılır. Barış inşası; uluslararası ve ulusal aktörler tarafından barışı kurumsallaştırmak için yapılan faaliyetlerdir. Barış inşasında silahlı çatışmalar sonlanmış, en azından politik süreç başlamıştır.

Barış Yapma (Peacemaking): Devam eden çatışmalarda tarafları ateşkese ve uzlaşılmış bir barış anlaşmasına razı etmek maksadıyla yürütülen diplomatik boyutu öne çıkan faaliyetleri kapsar. Bu kapsamda siyasi görüşmeler, dostça girişim, arabuluculuk, kolaylaştırma, uzlaştırma gibi görevler BM tarafından, diğer uluslararası ve bölgesel örgütler tarafından, devletler ve liderler tarafından, ya da tarafsız ancak saygın kişiler tarafından desteklenebilir. Barış yapma normal olarak baskı, zorlama ve yaptırım içermez. Ancak arabulucuların tipi ve gücüne göre arabuluculuk bu usulleri kapsayabilir.

Barışa Zorlama (Peace Enforcement): Barışa zorlama, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden bir saldırı veya durumun ortaya çıkması hâlinde BMGK’nın yetkilendirmesiyle askeri kuvvet kullanımı dâhil bir dizi zorlayıcı önlemin uygulanmasını kapsar. Barışa zorlama harekâtında, çatışan tarafların çatışmanın sona erdirilmesine ilişkin rızalarının sağlanması aranmaz. Barışa zorlama, BM Antlaşması’nın 7’nci Bölümü çerçevesinde icra edilen ateşkese ve barışa zorlayıcı nitelikte bir askeri kuvvet kullanımı veya kuvvet kullanma tehdididir. Barışa Zorlama Harekâtı, genellikle taraflar arasında çatışma ve şiddetin devam ettiği, devlet otoritesinin ciddi zafiyet içinde olduğu ortamlarda yapılmak zorundadır.

Çatışmayı Önleyici Diplomasi (Preventive Diplomacy): BM Şartının 6’ncı Bölümü çerçevesinde, uyuşmazlıkların silahlı bir çatışmaya dönüşmesini önlemek amacıyla icra edilir. Diplomatik girişimlerden önleyici kuvvet kullanımına kadar değişen faaliyetleri kapsar.

Çökmüş Devlet (Collapsed State): Çökmüş devlet, başarısız devletlerin nadiren görülen ve uçtaki bir şeklidir. Kamusal hizmetler ve siyasi haklar, özel ve geçici usullerle elde edilmektedir. Güvenlik, güçlünün kuralına eşitlenmiştir. Otorite boşluğunun ortaya çıkardığı devlet dışı aktörler, kendi gruplarına farklı bir yönetim ile kamusal hizmetler ve siyasi haklar sunmaktadır. En çarpıcı şekliyle silahlı gruplar sözde devletleri ele geçirerek devletin rollerini oynamaya başlamıştır.

Demarşi: Etimolojik köken bakımından Latince demarchia sözcüğüne dayalıdır. Demarchia, eski Yunan medeniyetinde bir şehrin yönetimi anlamına gelmektedir. Bu yönetimin başında bulunan kişiye ise Demarchus denilmektedir.

Devlet İnşası (State Building): Devlet İnşası; ulus inşası ve barış inşası değildir. Ulus inşasının en önemli öğelerinden biridir. Barış inşa edildiyse devlet inşası kolaylaşabilir. Devlet inşası; devlet ve toplumsal gruplar arasındaki karşılıklı taleplerin etkileşimini mümkün kılan etkin bir politik süreçle bağlantılı olarak devletin meşruiyetini, kurumlarını ve kapasitesini geliştirmek için yürütülen faaliyetlerdir.

Eştoplumlaştırmacılık-Konsesyonalizm (Consociationalism): Yönetimde farklı siyasi-toplumsal grupların temsil edilmesini sağlayan, özellikle derin ayrılıkların yarattığı çatışmaları önleyebileceği düşünülen bir yönetim biçimidir. Güç paylaşımı anlamında da kullanılır. Konsesyonalizm etnik ve dini farklılıklar dolayısıyla ortaya çıkan sosyal parçalanmayı uzlaştırmak amacıyla gündeme gelmiştir. Amaç, devletin istikrarının sağlanması için güç paylaşımının yapılması, demokrasinin geliştirilmesi ve şiddetten kaçınmaktır. Konsesyonal demokrasi, dört tipik özellik ile tanımlanabilir. Birinci ve en önemli özellik, çoğul toplumun belli başlı bölünmüş parçalarının siyasi seçkinlerinin içerisinde bulunacağı bir “Büyük Koalisyon” hükümetinin kurulmasıdır. Diğer üç temel öğe ise; koalisyonu teşkil eden grupların karşılıklı veto hakkı, bütün haklardan orantılı yararlanabilme hakkı ve toplumdaki her bir parçaya en üst seviyede özerklik tanınmasıdır. Konsesyonalizm çeşitli dinsel gruplar arasındaki ilişkiyi düzenlemek için kullanıldığında buna konfesyonalizm adı verilir. Konsesyonalizmin uygulandığı ülkelere Hollanda, Endonezya, İsviçre; konfesyonalizmin uygulandığı ülkelere Lübnan örnek olarak verilebilir. Konsesyonalizm sınırlı sayıda toplumda, tarihsel evrime bağlı olarak başarılı olmakla birlikte, az gelişmiş ve derin kültürel bölünmüşlük yaşayan toplumlarda başarı şansı şüphelidir.

Etnokrasi (Ethnocracy): Etnokrasi, devlet aygıtının etnik gruplar tarafından ele geçirildiği ve bu grupların kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için ülke kaynaklarını paylaştıkları bir siyasi yönetim biçimidir. Bu tür devletlerde yurttaşlık hukukunun yerini etnik, dini ve mezhepsel gruba ait olma almıştır.  Bu tür rejimler, baskın etkin grup sayısına göre tekli etnokrasi ve çoklu etnokrasi olabilir. Her iki şekli de demokrasiye aykırı olarak kabul edilir. Devlet kadroları etnik kökene göre tahsis edilir, kurumlarda etnik oranlar tespit edilir, ülke kaynakları etnik temelde paylaştırılır. Genellikle küçük azınlık gruplar kamusal hizmetlerden ve gelir paylaşımından dışlanır.

Geniokrasi (Geniocracy): 1970’lerde ortaya çıkan Uluslararası Raelian Hareketi (International Raelian Movement) tarafından öne sürülen bir yönetim biçimidir. Zekâ ve deha (Genius)’nın yönetimi anlamına gelmektedir. Yönetimin özünü problem çözme ve yaratıcı zekâ teşkil eder. Demokrasilerde olduğu gibi seçimler düzenlenecektir. Ancak seçmen olabilmek için toplumun yaratıcı zekâ ortalamasının yüzde 10’undan, aday olabilmek için yüzde 50’sinden fazlasına sahip olmak gerekir.

 Gerontokrasi (Gerontocracy): Toplumun yaşlı bireyler tarafından yönetildiği siyasi yönetim biçimidir. Sosyolojik olarak soy bağımlı bir toplulukta yaşlıların başat unsur olmasını ifade eder. Gerontokrasi erkek değerlerinin baskın olduğu bir toplumda ataerkil bir hiyerarşik düzene denk gelebileceği gibi, kadınların yönetsel rollerinin baskın olduğu bir toplumda anaerkil bir özellik gösterebilir. Antik Yunan’da gerontokrasinin etkisinin fazla olduğu Platon’un söylemlerinde görülür. Platon’a göre “yaşlı yönetecek, genç itaat edecektir.” Sparta’da Gerousia olarak adlandırılan yönetim konseyi 60 yaşın üstündeki üyelerden oluşmakta ve üyeler ömür boyu görev yapmaktaydı. Gerontokrasi eski Komünist ülkelerde de yaygındı. Çin’de Mao 82, Deng Xiaoping 90 yaşına kadar parti lideriydi. Sovyet liderlerde de durum farklı değildi. 1980’de Politbüro üyelerinin yaş ortalaması 70 idi. Gerontokrasi teokratik rejimlerde de yaygındır. Arap monarşileri, İran ve Vatikan’da yöneticiler 75 yaşın üstündedir.

Gölge Devlet (Shadow State): Gölge devlet yolsuzluk, bozulma ve yozlaşmayla siyaset arasındaki ilişkiyi açıklayan bir kavram olarak kullanılmaktadır. Gölge devlet, de jure egemenliğin arkasında inşa edilen kişiselleşmiş bir yönetimin ürünü olarak ortaya çıkar. Özellikle eski sömürgeci devletler, gölge devletleri eski sömürgelerinde çıkarlarını korumak için kullanırlar. Gölge devletlerin liderleri halktan aldıkları meşruiyete dayanmazlar, dış patronlarından başta uluslararası tanıma olarak destek alırlar. Liderler ülkenin kaynaklarını kişisel zenginlikleri olarak görürler, kamusal amaçlarla kullanmak yerine, çeşitli güç odaklarının itaat ve sadakatlerini satın almak için istismar ederler.

Hollanda Hastalığı (Dutch Disease): Hollanda Hastalığı, “Doğal Kaynak Uğursuzluğu” kavramı ile aynı anlama gelecek şekilde kullanılmaktadır. Hollanda Hastalığı, ani zenginleşme kaynağına kavuşan bir ekonomide mevcut üretim faktörlerinin diğer üretim alanlarından çekilip yeni kaynağa yönelmesi sonucunda toplam üretimin azalması için kullanılır. İlk olarak 1960'lı yıllarda Hollanda’da doğal gaz bulunması sonucunda gözlemlendiği için Hollanda Hastalığı adını almıştır. Dış rantın kaynaklarından olan işçi dövizleri ve dış yardımların da bu duruma yol açtığı söylenebilir. Hollanda 1960’lı yıllarda büyük doğal gaz kaynaklarını keşfetti. Keşiften sonra ülke ciddi bir döviz girişine sahne oldu ve ülkenin zenginleşmesi çok hızlı oldu. Artan bu zenginleşme ülke parası olan Florinin aşırı değerlenmesine neden oldu. Böylece Hollanda’da ithalat arttı ve ihracat önemli oranda azaldı. Bu durumu The Economist dergisi  26 Kasım 1977 tarihli yayınında ilk kez “Hollanda Hastalığı” şeklinde nitelemiştir.

İnsani Yardım Harekâtı (Humanitarian Aid Operations): Doğal afet veya çatışma bölgesindeki insanlara yardım etmek için icra edilir. Bu tür bölgelerde yetkili makamların yeterli güvenlik ve hizmet sağlayamamaları, isteksiz olmaları ya da özellikle iç çatışma ve savaşta belli bir topluluğa karşı temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması ve yoğun insan hakları ihlallerinde bulunulması durumlarında halka temel hizmetleri sağlamak ve halkın sıkıntılarını hafifletmek maksadıyla icra edilen faaliyetlerdir.

Jüristokrasi (Juristocracy): Dar bir bakış açısıyla yargıçlar yönetimi olarak tanımlanmaktadır. Demokrasiye zıt bir kavram ve oligarşik bir yönetim biçimi olarak nitelenmektedir. Yerleşmemiş demokrasilerde daha sık görülen jüristokraside yargı kurumunun başındakilerin yorum kabiliyeti ön plana çıkar ve yargıçların yorumları ile şekillenen kanunlar ile ülke yönetilmeye çalışılır. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dünyada birçok ülkede hayata geçirilen yargı reformları ve yeni yapılan anayasalarla yönetim güçlerinin önemli bir bölümü yargı erkine transfer edilmiştir. Mahkemeler gittikçe siyasi karar verme organlarına benzemeye başlamıştır. Bir anlamda kuvvetler ayrılığı yargı lehine erozyona uğramıştır. Yürütmenin dış politika ve güvenlik konularındaki ayrıcalıklı karar verme inisiyatifleri de zarar görmüştür. Bu eğilim 21. yüzyılın jüristokrasisi olarak adlandırılmaktadır.  

Karışma, Müdahale (Intervention): Bir devletin bir başka devletin iç veya dış işlerine, davranışına, var olan koşulları sürdürmek ya da değiştirmek amacıyla ve gücüne güvenerek otoriter bir davranış göstermesidir.

Kayırmayıcılık (Clientelism): Vatandaşlara, seçimlerde oy verilmesi karşılığında iş, maddi yardım, toprak vb. devlet kaynaklarının ve belirli hizmetlerin ayrıcalıklı olarak sağlanması anlamına gelmektedir. Eşit olmayanlar arasındaki bir ilişki türüdür. Asıl kazançlı çıkan patrondur. Kaynakların çok az bir kısmı ise müşterilere dağıtılır. Patronlar, siyasi seçkin grupları ve kişileri olabilir. Müşteriler ise yurttaşlardır.

Kaynak Uğursuzluğu (Resources Curse): Doğal kaynak zenginliğinin, ilk bakışta ekonomik gelişmeyi olumlu etkileyeceği, gayri safi milli hâsılayı ve kişi başına düşen milli geliri artıracağı varsayılmaktadır. Ancak, doğal kaynak zenginliğinin rantiyeci devlet modeline yol açtığı, bu modelin ise; devletin toplumsal gruplarla bir toplumsal sözleşme yapmaksızın otorite ve meşruiyet oluşturmasına ve demokrasinin hatalı çalışmasına neden olduğu dile getirilmektedir. Doğal kaynak zenginliğine bağlı rant ekonomisinin, yolsuzluk ve adaletsizlik yaratarak çatışma riskini artırdığı yönünde kesin kanıt yoktur. Ancak, doğal kaynak zenginliği başka nedenlerden dolayı başlayan çatışmaların uzamasına neden olmaktadır. Bu durum kaynak uğursuzluğu olarak adlandırmaktadır.

Korporatokrasi (Corporatocracy): Korporatokrasi ticari şirketlerin gizli veya açık bir şekilde devlet yönetimine sahip oldukları yönetim biçimidir. Kavramın esas kastettiği şey şirketlerin açık olarak değil ancak perde arkasından yönettikleri devlet sistemidir. Genellikle ABD yönetimini eleştirmek için başvurulur. Korporatokrasi dört genel dinamik nedeniyle ortaya çıkar. Bunlar; zayıf ulusal partiler ve yerel yönetimlerin güçlü siyasi temsili, güçlü ve büyük askeri kapasite, seçim kampanyalarına iş çevrelerinin büyük desteği ve emek aleyhine güç dengesini değiştiren küreselleşmedir. Bu tür rejimlerde varlıklı kişiler ve büyük şirketlerin yetkilileri siyasi alanda da güçlüdürler. Devlet yönetiminde, ekonomik ve siyasi kararlarda etkili olurlar. Korporatokrasilere sömürgecilik döneminin şirket yönetimleri de örnek verilir. Bu bağlamda; İngiltere, Fransa, Danimarka ve Hollanda’nın Doğu ve Batı Hindistan Şirketleri ile Afrika sömürgelerini yöneten İngiliz ve Belçika şirketleri en bilinen örneklerdir.

Korumacılık/Himayecelik (Patronage): Korumacılık/Himayecilik ve kayırmacılık arasında fark vardır. Kayırmacılık patron ve müşteri arasındaki ikili ilişkiyi ifade ederken, korumacılık/himayecilik bir şahısla bir grup arasındaki ilişkiyi tanımlamaktadır. Dolayısıyla kayırmacılık toprak ve iş imkânı gibi bireysel nitelikli kaynakların dağıtılmasını kapsamına alırken, korumacılık etnik, siyasi ve toplumsal gruplara okul, yol vb. kolektif nitelikli mal ve hizmetlerin dağıtılmasını içermektedir.

Kritarşi (Kritarchy): Kritarşi Yunanca krito (hâkim) ve arkhe (hükümet) kelimelerinden türetilmiştir. Devleti mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin kontrol ettiği yönetim biçimidir. Eski çağlarda Yunan’da ve İsrail’de bazı bölgelerde ve kısa dönemlerde uygulandığı söylenir. Modern anlamda yargının bir erk olarak yasama ve yürütmeye üstünlük sağlaması ve giderek yargısal konuların dışına çıkarak yürütmeye ve içtihatlarıyla yasamaya soyunması anlamında da kullanılır. Şeriat yönetimlerinin de bir çeşit kritarşi olarak adlandırıldığı olur. Somali’de İslam Mahkemeleri Birliği’nin bir dönem hâkim olduğu yönetim biçimi de bu kapsamda görülebilir.

Logokrasi (Logocracy): Yunanca Kratos (devlet) ve logo (sözcük) kelimelerinin birleştirilmesinden türetilmiştir. Söylem, slogan, propaganda ve yalanlara dayanan yönetim biçimi anlamında kullanılmaktadır. Bu tür yönetimlerin söylemlerinde fikirden ziyade ifade ediş ve algı yaratma önemlidir. Logokrasi kavramının olumlu, olumsuz ve ironi maksatlı kullanımı söz konusudur. Washington Irving’in Salmagundi isimli kitabında ABD logokrasi olarak nitelenir. Nobel ödüllü yazar Czeslaw Milosz ise Sovyetler Birliği’ni aynı şekilde nitelemektedir. Hannah Arendt’e göre tüm totaliter yönetimler logokrasi olarak kabul edilmelidir.

Mafyokrasi, Mafya devleti (Mafia State): Mafya devleti veya mafyokrasi hükümetin organize suç örgütleri ile ilişkili olduğu yönetimleri nitelemek için kullanılan bir kavramdır. Siyasetçiler, bürokrasi, polis ve asker yasa dışı şebekelerle ve yasa dışı eylemlerle iç içe girmiştir. Devlet yetkililerinin ilişkileri yasal ticari kuruluşlarla olabilir, ancak yasa dışı faaliyetler yürütülür. Uç durumlarda devlet yetkilileri şebekelerin yöneticisi konumunda bulunurlar.  Mafya devletine dönüşüm, otoriter ve totaliter rejimlerin yıkılması sonrası geçiş süreçlerinde sıklıkla görülen bir olgudur. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Komünizm’in çöküşü sonrası Rusya, eski Sovyet ülkeleri ve Balkanlarda alarm veren bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Sırbistan başta olmak üzere tüm Balkan ülkeleri etkilenmiştir. Afrika ve Asya’nın başarısız devletlerinde de merkezi devletin otorite ve meşruiyeti zafiyete girdikçe mafyanın etkinliği artmıştır. Günümüzde başta uyuşturucu olmak üzere kaçakçılık faaliyetlerinin yoğun olduğu ülkelerde mafyatik birimlerin bölgesel kontrolü ortaya çıkmakta ve devlet içinde mafya devletçikleri hüküm sürmektedir.

Meritokrasi (Meritocracy): Meritokrasi, Latince meritum ile Yunanca kratein kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Meritum; yeterli ve değer anlamına, kratostan üreyen krasi ise, güç, etki ve kuvvet anlamına gelmektedir. Kelimeler birleşince ortaya çıkan terim ise; toplumda değerlilerin, seçkinlerin güçlü ve etkili olmasını savunan bir görüşün adıdır. Dolayısıyla, üst kademelerde zekâ, çalışkanlık ve diğer mesleki hünerleri bulunan kişilere yer verilmesi anlamına gelmektedir. Liyakat sistemi (Merit System), siyasal kayırmacılığın uygulamada olumsuz sonuçlar vermesi neticesinde ortaya çıkan bir sistemdir. Meritokrasi, toplum içerisinde bireylerin yetenekleri ölçüsünde rol almaları durumudur. İngiltere’deki Meritocracy Partisi’nin beş temel ilkesi kavramı açıklayıcı niteliklere sahiptir. (1) Kayırmacılık yasağı,  (2) Yandaşçılık olmaması, (3) Ayrımcılıkla mücadele, (4) İmkân ve fırsat eşitliği, (5) Başarı ve tatmin ilişkisi.

Netokrasi (Netocracy): Netokrasi 1990’larda bilişim teknolojilerinin gelişmesi ve internet kullanımının yaygınlaşması ile yazına girmiştir. İnternet ve aristokrasi terimlerinden üretilmiştir. Netokrasi, teknolojiden en iyi şekilde faydalanan çok uluslu şirketlerin küresel yönetim gücünü anlatan bir kavramdır. Netokrasi aynı zamanda internetin kitlesel ve doğrudan katılımı artırdığı dolayısıyla demokrasinin kalitesini yükselttiği varsayımına dayanır. Hatta konu tabanlı siyasetin, parti tabanlı siyasete üstün geleceği iddia edilir.

Nookrasi (Noocracy): Nookrasi eski Yunanca akıl, zekâ (noos) ve güç, otorite (kratos) sözcüklerinden oluşmuştur, aklın ve zekânın önceliğine dayalı yönetim anlamına gelir. Platon tarafından tüm insanlığın gelecekteki siyasi sistemi olarak nitelendirilmiştir.

Oklokrasi (Ochlocracy): Oklokrasi Latince ochlocratia sözcüğünden kaynaklanan ve ayak takımı yönetimi anlamına gelen bir terimdir. Demokrasinin yozlaşmasına dikkat çekmek için kullanılmıştır. Siyasi yozlaşma nedeniyle nitelikli insanların siyasetten uzaklaştıkça siyasi karar alma sürecine “ayak takımı” hâkim olmaya başlar. Bu durum gerçekte demokrasinin en bozulmuş halidir.  Politika yetersiz, yeteneksiz, bilgisiz ve etik değerleri zayıf kişiler topluluğu tarafından meslek edinilir. Bu kapsamda, demokrasi, çoğunlukçuluk ve çoğunluk diktası olarak görüldüğünde oklokrasi şeklinde adlandırılır. “Yığın idaresi”, “oy çokluğu istibdadı” anlamına gelen mobokrasi ile eş anlamlı olarak kullanılır.

Oligarşi (Oligarchy): Yunanca oligo (az, birkaç) ve arkhein (yönetmek) kelimelerinden oluşturulmuştur. Küçük ve ayrıcalıklı bir grubun iktidarda olduğu yönetim biçimidir. Yönetimdeki grup siyasî, askeri, dinî veya finansal gruplar gibi ülkenin önde gelen gruplarından birisi olabilir. Bazı siyaset bilimcileri, yönetim şekli ne olursa olsun, her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi olduğunu belirtir. Oligarşinin üyesi ya da destekçisi olan kişi ya da grupları tanımlamak için “oligark” terimi kullanılır.

Paternalist Devlet (Paternal State): Latince pater (baba, peder) kelimesinden türeyen ve “baba devlet” anlayışı olarak tanımlanan paternalizme göre, devletle vatandaş arasındaki yönetim ilişkisi, babayla evlat arasındaki ilişki gibidir. Paternalist devlet, halkın kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeterliliğe sahip olmadığı düşüncesi üzerine inşa edilmiştir. Buna göre halk bir türlü büyüyemeyen bir çocuk olarak telakki edilir. Halkın, her zaman için onu koruyacak, kanatlarının altına alacak güçlü bir dış otoriteye (devlete) ihtiyacı vardır. Halk, toplumsal yaşamın karmaşasını çözümleme yeteneği bulunmayan bir varlık olarak algılandığı için, devlet, hayatın her alanına müdahale hakkını kendinde görür.

Plütokrasi (Plutocracy): Plütokrasi eski Yunanca ploutos (zenginlik) ve kratos (güç, yönetim) anlamındaki sözcüklerden meydana gelir. Küçük ancak varlıklı bir zümrenin yönetimindeki toplumu tanımlar. Zenginlerin azınlık yönetimi olarak da adlandırılabilir. Terim ilk kez 17. yüzyılda kullanılmıştır. Günümüzde devlet kapitalizmini, iş çevreleriyle devletin iç içe geçmişliğini, devletin bir grup kapitaliste hizmet eder hâle gelmişliğini nitelemek için kullanılmaktadır. Plütokraside büyük burjuvazi kendi çıkarının halkın da çıkarına olduğunu iddia eder ve çıkarlarını gerçekleştirmek için her yola başvurmasını meşrulaştırmaya çalışır. ABD’nin gittikçe Plütokrasi’ye kaydığı iddia edilmektedir. Orta ve alt sınıfın siyasetten uzaklaştığı, siyaset ve yönetimin büyük burjuvaziye ait bir alan olarak kaldığı iddia edilir. Bu eğilim sadece ABD’de değil, gelişmiş ve bazı gelişmekte olan ülkelerde de mevcuttur. Bilgi üretimi ve medya büyük burjuvazi tarafından kontrol edildikçe orta ve alt sınıflar siyasetin üreteni değil tüketeni olmakta ve yönetimden uzaklaşmaktadırlar.

Poliarşi (Polyarchy): Temsili demokrasiden daha ileride doğrudan demokrasiye yaklaşan bir yönetim biçimidir. Yedi temel ilkeye dayanır: 1) Siyaset hakkında alınacak kararlar anayasal olarak seçilmişlere aittir, 2) Siyasi iktidarlar düzenli, serbest ve adil seçimlerle gelirler ve giderler, 3) Bütün yetişkinler oy/seçme hakkına sahiptir, 4)   Seçilme hakkı kısıtlamaları istisnadır, 5) Tam bir ifade özgürlüğü uygulanmaktadır, 6) Basın özgürlüğü kurumsallaşmıştır, 7) Siyasi faaliyet üzerinde sınırlama yoktur. Poliarşi’de örgütlenme hakkı en geniş ölçüde kullanılır. Yönetimden ziyade yönetişim esastır, kurumların merkezden taşraya uzanan hiyerarşik kontrolünden ziyade her kademede özerklik amaçlanır. Meşruiyet rıza ve iknaya dayalıdır. Günümüzde Batı Avrupa’daki demokrasilerin çoğu poliarşi olarak kabul edilir.

Rant Kollama (Rent seeking): Rant kollama çeşitli kişiler ile baskı ve çıkar gruplarının devlet tarafından yaratılan suni rantı almak için yürüttükleri planlı, çoğu zaman organize, yasal ve gayri yasal faaliyetlere verilen addır. Rant kollama, hiçbir üretim yapmaksızın ve sermayedar olarak riske girmeksizin, dengesiz bir değerin çıkarımı beklentisini ve çabasını ifade eder. Bireysel rant kollayanlar genellikle siyasi kayırmacılıktan faydalanırlar ya da yolsuzluğa bulaşırlar. Kurumsal ve örgütlü rant kollama ise resmi kurumlar tarafından yapılacağı gibi özel baskı ve çıkar grupları tarafından yapılmaktadır. Rant kollamanın türleri; tekel hakkı kollama, tarife kollama, lisans kollama, kota kollama, teşvik kollama, ihale kollama, tüyo kollama, sosyal yardım kollama, proje desteği kollama, yatırım kollama, mevki ve makam kollama şeklinde olabilir.

Savaş Ağaları (Warlords): Savaş ağaları; merkezi hükümetin otoritesinin bulunmadığı veya az olduğu bölgeleri kontrol ederler ve otoritelerini kullanırlar, politik konumları askeri güçleriyle ilişkilidir. Savaş ağaları iç savaş esnasında güçlü konumlar elde etmiş veya kuvvetlendirmiş eski askeri/yerel liderlerdir. Din ve milliyetçilik gibi söylemleri kullanırlar, silahlara sahiptirler ve ikincil savaş ekonomisi ve çatışma ticaretinden kazanç elde ederler.

Savaş Ağaları Devleti (Warlord State): Savaş ağalığı ekonomi politiğinin ayırt edici özelliği ülkenin devletçiklere ayrılmasıdır. Her bir devletçik siyasi-askeri komutanlıklar tarafından yönetilir. Bu yöneticiler uluslararası ekonomik sisteme sıkıca irtibatı olan yerel beyliklerde kaynakları toplarlar, temel toplumsal hizmetleri, güvenlik ve yardımları düzenlerler. Kaynaklar ülkeden ülkeye değişir. Batı Afrika ülkelerinde elmas ve değerli diğer taşlar, Kolombiya’da kokain, Afganistan’da afyondur. Günümüzde Afrika ve Asya’nın çoğu başarısız devletlerinde ülkenin bir kısım toprakları savaş ağalarının kontrolündedir. Bu bölgelerde yerel beylikler hüküm sürmektedir. 

Sicentokrasi (Scientocracy): Sicentokrasi kamu politikalarını ve devlet yönetimini bilime dayandırma uygulamasıdır. Sicentokrasi taraftarları seçimlere dayanan siyasi sistemin veri ile desteklenmesini savunurlar. Her alanda bilimsel yöntemler uygulamak suretiyle siyasilerin karar verme süreçlerini sınırlandırma taraftarıdırlar.

Sosyokrasi (Sociocracy): Sosyal bilimlerin sağladığı veri ve ürettiği bilgileri düzenli ve sistemli olarak kullanan, bilgi ve verilere göre karar alan yönetim anlamında kullanılmaktadır. Eşitler arasında uzlaşı tabanlı karar verme yöntemi öne çıkar. Yeni bir rejim şeklinden ziyade iyi yönetişim için yeni bir usul ve vasıta olarak ortaya çıkmış, özel şirketler, kar amacı gütmeyen kuruluşlar, bir kısım sivil toplum kuruluşlarında yaygınlıkla kullanılmaya başlanmıştır. Hollandalı entelektüel Kees Boeke’in sosyokrasi kavramının gelişimine katkıları dikkate değerdir. Hollanda’da Çocuk Topluluğu Çalıştayı (Werkplaats Kindergemeenschap) isimli bir eğitim kurumunda karar verme süreci üzerine çalışmalar yapılmıştır. Boeke üç temel kural belirlemiştir.

(1) Topluluktaki bütün bireylerin çıkarları tek tek dikkate alınmalı ve her birey topluluğun kolektif çıkarlarına saygı duymalıdır,

(2) Herkesin kabul edebileceği bir çözüm olmaksızın harekete geçilmemelidir,

(3) Bütün üyeler oy birliği ile alınan kararlara uymalıdır.

Eğer bir grup kendi içinde karar alamaz ise alt gruplardan eşit sayıda temsille oluşan üst düzey grupta uzlaşı aranmalıdır. Bu tür bir karar verme modeline göre yetişen insanlar toplumsal yaşamlarında, şirketlerde, yerel yönetimlerde, sivil toplum kuruluşlarında ve hatta ulusal seviyede meclislerde katılım ve uzlaşıya dayalı bir kültür geliştirerek demokrasiyi güçlendirebilirler.

Stratokrasi (Stratocracy): Eski Yunanca’da ordu (stratos) ve güç (kratos) sözcüklerinden türemiştir. Askeri liderler tarafından oluşturulan yönetim anlamına gelir. Stratokrasi, askerin siyasi gücünün yasalarla desteklenmediği askeri diktatörlük ve askeri cuntadan farklıdır. Devlet ve ordu geleneksel ve anayasal olarak aynı şeydir. Devletin en kritik görevlerinde emekli ve muvazzaf askerler yer alır. Karar verme sistemlerinde askerler çoğunluktadır. Seçmen olmanın temel ölçütlerinden biri askerlik ödevini layıkıyla yapmış olmaktır. Askerin siyasi gücü, anayasa, kanun ve toplum tarafından desteklenir. Stratokrasi sıklıkla meritokrasidir, her zaman otokrat değildir. Tarihin çeşitli dönemlerinde Sparta’dan Asya toplumlarına uzanan geniş yelpazede çeşitli stratokratik rejimler var olmuştur. Günümüzde en yakın örnek Burma’dır. Burma’da 2010 anayasası ile yasama meclisinde koltukların yüzde 25’i askerlere ayrılmıştır.

Talassokrasi (Thalassocracy): Yunanca Thalassa, deniz ve Kratein hükmetmek anlamlarına gelen sözcüklerin birleşmesiyle oluşmuştur. Bariz bir şekilde denizcilik faaliyetlerinin ve deniz kuvvetinin öne çıktığı imparatorlukları anlatır. Talassokrat devlet deniz gücüyle ayakta durur, bu gücü kaybettiğinde çöker. Buna en iyi örnek olarak Antik Çağ’da hüküm süren Girit, Fenike, Atina, Kartaca gösterilebilir. Bir dönemler Hollanda, Fransa ve İngiltere ile şimdilerde ABD büyük deniz gücüne sahip olmalarına karşın Talassokrasi olarak adlandırılmazlar. Çünkü bu devletler güçlerini sadece deniz kapasitesinden almazlar.

Teknokrasi (Technocracy): Teknokrasi, teknik, bilim ve yönetim, güç sözcüklerinden oluşmakta; teknik uzmanlar ve bilim adamlarından teşkil edilen hükümetin yönetimi anlamına gelmektedir. Siyasi partilerle organik bağı olmayan teknik uzmanlardan oluşan teknokratlar kabinesi özellikle siyasi krizler ve tıkanmalar sonrası geçiş dönemlerinde ve ara rejimlerde tek çıkar yol görülmektedir. Diğer taraftan teknokrasi kavramı siyasi bir devlet yönetim şekli olarak tüm karar verme süreçlerinin teknik uzmanların ellerinde olduğu bir yönetim şeklidir. Yönetim kademelerinde sadece, bilgi, deneyim ve yetenek sahibi bilim insanları, mühendisler ve teknolojistler yer alır. Teknokrasinin başlıca özellikleri; (1) siyasi kurumların yönetiminin teknokratlardan oluşan uzmanlar kurulu ile yapılması, (2) siyasi ve ekonomik süreçlerin bilime ve rasyonalizme dayandırılmasıdır. Bu kurgulama genel hatlarıyla varsayımsaldır. Ancak bazı ülkelerde hükümetin karar verme sistemlerinde teknik uzmanların ağırlıklı rollerinin bulunduğu görülmektedir.

Teokrasi (Theorcracy): Teokrasi teriminin kökeni Yunanca teos'dan dönüşmüştür. Theos'un anlamı tanrı, Kratos'un anlamı ise düzen demektir. Kelime Yunancada Tanrı'nın Düzeni anlamına gelir. Teokrasi kelimesi hiçbir dilde de gerçek anlamında kullanılmamıştır. Gerçekte tarih boyunca tam bir teokrasiden söz etmek zordur. Ancak tam ve katışıksız teokrasiye en çok yaklaşan peygamberlerin yönetici olduğu, yönetici ile tanrı (lar) arasında aracının bulunmadığı durumdur. Bu durum ise Yahudilik ve İslamiyetin ilk yılları için geçerlidir. Sonraki yıllarda İslamiyette halifelik olgusu, Hristiyanlıkta papalık ve ruhban sınıfının yönetimi saf teokrasiden uzaklaşma olarak görülür. Bu bağlamda din adamlarının aynı zamanda yönetici olması veya yönetimde söz sahibi olması ile tanımlanabilecek bir yönetim şekli ise eklesiokrasi ile nitelenir.

Timokrasi (Timocracy): Timokrasi Yunanca time (fiyat, değer) ile kratia (yönetim) anlamına gelen sözcüklerden türemiştir. Bu tür rejimde sadece mal ve toprak sahipleri, yani zenginlerin yönetme hakkı vardır. Antik Yunan filozofu Solon, Timokrasiyi Atina için MÖ 6. yüzyılda hazırladığı anayasada oligarşinin gelişmiş bir şekli olarak sunmuştur. Solon toplumu dört bölüme ayırmış ve siyasi hakları bu gruplara göre farklılaştırmıştır. Yılda 500 bushel (1 bushel ürün, cinsine göre değişmekle beraber yaklaşık 30 kg.) ürün elde edenler orduda general olabilirlerdi. 300 bushel ürün şövalye, 200 bushel ürün donanımlı savaşçı olmak için gerekliydi. Bunun altındakiler toplumdaki işçilerdi. Solon’un sisteminde vergiler varlık durumuna göre belirlenmişti. En düşük toplum sınıfı hiç vergi ödemiyordu. Ancak bunların yönetim ve siyaset hakkı da yoktu.

Platon, Devlet adlı yapıtında diğer yönetim biçimleri ile birlikte bu yönetim biçiminden söz eder. Platon’a göre, timokrasi yöneticilerin güç, şan, şöhret, şeref elde etmek, askeri zaferler kazanmak gibi dünyevi arzularının ve mantıklarının halkın çıkarlarının önüne geçtiği ve geçirildiği durumlarda ortaya çıkan yönetim anlayışını ifade eder. Platon’a göre timokrasi, demokrasi, tiranlık ve oligarşi aristokrasinin sağlıksız türevleridir. Timokrasi diğerlerine göre en “ehven-i şer”dir.

Tiran (Tyrant): Terimin kökeni Antik Yunan’a kadar uzanmaktadır. Latince tyrannus meşru olmayanı nitelemekte, modern kullanım ise hukuk ve anayasa kurallarından bağımsız bir yönetim biçimi sergileyen yöneticiyi tanımlamaktadır. Platon ve Aristo’ya göre; hukuk dışına çıkan, halkından ziyade kendi çıkarını amaçlayan, yönetimi şiddet ve cezaya dayandıran tiran olarak tanımlanır. John Locke, tiranlığı, kişisel çıkarlar için hakkın ötesinde bir kuvvet kullanımı olarak niteler.  Locke’un konseptinden esinlenerek sonraki yıllarda İngiltere’de Kral III. George ve Fransız devrimi sonrası Napolyon ve takip eden yöneticiler tiran olarak adlandırılmıştır.

Ulus İnşası (Nation Building): Ulus inşası; bir ülke içindeki keskin etnik, mezhepsel ve aşiretsel farklılıkları gidermek, farklı kimlik ve bağlılık seçeneklerini ortadan kaldırmak ve halka ortak bir ulus duygusunu kazandırmak maksadıyla yapılmaktadır. Genellikle ulusal aktörler tarafından devlet inşasıyla bir arada, kitleleri harekete geçirerek yürütülmektedir. Çok boyutlu ve geniş kapsamlı sosyo-politik bir süreçtir. Amerikalılar tarafından ulus inşası sıklıkla devlet inşası anlamında kullanılmaktadır.

Yandaşlık (Cronyism): Yandaş (Crony) teriminin literatüre girişiyle ilgili değişik iddilar vardır. İlk olarak 18. yüzyılda kullanılmaya başlandığı ve kökeninin eski Yunancada uzun dönem anlamına gelen chronios olduğu iddia edilmektedir. Ancak bu terimin modern anlamıyla bağlantısını kurmak zordur. 1800’lerde İrlanda’da yakın arkadaş ve dost anlamına gelen Comh-Roghna teriminin kullanıldığı diğer bir iddiadır. Bu kavramın çağdaş kullanımla ilişkisi daha mümkün görülmektedir. Kavram günümüzde siyasette ve devlet ilişkilerinde yakın arkadaşların kayrılması anlamına gelmektedir. Bir siyasi gücün her ne pahasına olursa olsun desteklenmesi, yanlışlarının görülmemesi, meşrulaştırılması ve karşılığında siyasi ve ticari çıkar sağlanmasını ifade etmektedir.

Günümüzde birçok hükümet yaptığı icraatlar ve kamu kaynaklarının dağıtımında yandaşlık suçlamasıyla karşı karşıya kalmaktadır. Demokratik yönetimler, devlet görevlilerinin seçiminde, kaynakların dağıtımında şeffaf olmalı ve hesap verebilmelidir. Bu olmadığında yandaşlık suçlaması kaçınılmaz olmaktadır. Siyasiler için kendi yakın çevrelerini güvendikleri nitelikli personelden oluşturmaları hemen her ülkede yaygındır. Ancak iktidar ve bürokratik güç sahipleri tarafından nitelikli olmayan personelin, eşitlik, açıklık ve kurallara uygun olmayan bir şekilde, kişisel ve siyasi sadakatin karşılığında bir iyilik ve lütuf olarak kamu kurumlarının üst düzey kadrolarında istihdamı; toplumsal sözleşmenin bozulmasına ve devletin halkına yabancılaşmasına, kamusal hizmetlerin etkinlikle yapılamamasına, lütuf bekleyen rantiyeci ahlak mahkûmlarının artmasına ve sonunda siyasi yozlaşma ve çürümeye yol açar.

Yandaş/Eş Dost Kapitalizmi (Crony Capitalism): Yandaş kapitalizmi, iş yaşamındaki başarının iş adamları ile hükümet yetkilileri arasındaki yakın ilişkilere bağlı olduğu bir ekonomiyi tanımlar. Kayırmacı ve himayeci ilişkilerle imtiyaz hakları, ihaleler, krediler ve teşvikler yandaş iş çevrelerine verilir. Hatta özel düzenlemeler yapılır. İş dünyasının bir bölümü, ideolojik, dinsel, etnik ve mezhepsel bağlarla ve çıkar ilişkileri ile hükümeti tamamen kontrol altına almıştır. Devlet belirli odaklara hizmet eden ve kamusal hizmetleri yerine getiremeyen bir aygıta dönüşür.